bayadır kapandım eve.. ekonomi yapacaz diye evi yeni camiye döndürdüm :) Tık yok. Arkadaşları da "salladım" uzunca bi zaman sıkıldım aslında. E bizimki de deli kıskanç olunca ve de artık eskisine oranla çok daha rahat konuşmaya başlayınca çok kaçamıyorsun tabi..Bu ara köreldim mi ne..? ulan yoksa sıkıntı mı insana yazdıran ham madde. Neyse hiç olmazsa cepten yer gene yazarım. yeteneğimiz var çok şükür :)
Bu ara filme sardım çok. Zaten devasa bi film arşivim de var. Çok izlemiyordum, ancak down kısmıyla ilgiliydim ama son dönemde izlemeye de başladım yavaş yavaş. Bi iki tane tavsiye filmden bahsedeyim ben o zaman, öyle yapayım. Hala izlemeyenler varsa eğer "Slumdog Milyoner" kaçmamalı söyleyim. Hikaye ve kültür bize çok uzak sayılmaz. Zaten bu yüzdendir ki biz izleyen Türkleri çok "yarmaz". Ama işte bu kültüre ve duygulara uzak olan o batılı adamları çarptı ve de almadığı ödül kalmadı. Özüne bakılırsa hakikaten çok iyi bir film olmuş demek lazım. Hikaye çok başarılı, Jamal, Samet ve Latika çok başarılı. Oldukça duygulu, gerçekçi, müthiş içten bir film. Hani izlemede yanında yat filmlerden. Dediğim gibi kültür bize çok uzak olmadığı için çok yarmayacak olsa da biz Türkleri, kesinlikle harika bir film, şiddetle tavsiyedir..!
O zaman bu yeter ya, bi kaç film daha yazacaktım ama bu film en iyisi olsuğu için boşverdim şimdi. Siz de boşverin diğerlerini ve kaçırmayın bu filmi.
Jamal Malik, Mumbai'nin gecekondu mahallelerinden birinde yaşayan 18 yaşında bir yetimdir. Hindistan'da katıldığı "Kim Milyoner Olmak İster?" yarışmasında 20 milyon rupe kazanmasına sadece bir adım kalmıştır. Ama şova ara verildiğinde, bir sokak çocuğunun bu kadar büyük başarıyı ancak hile yaparak yakalayabileceğinden şüphelenilip tutuklanır...
Suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan Jamal, kardeşiyle birlikte kenar mahallede geçen yaşamını, mahalle çeteleriyle olan ilişkilerini ve tek aşkı Latika'yı yeniden bulma çabasını anlatmaya başlar. Yarışmadaki her sorunun cevabı Jamal'ın inanılması zor ama gerçek hikayesini ortaya çıkacaktır.
hayata dair tecrübesi olmayan için müthiş birşey askerlik. Adamı alır adam eder. Ama Hakkari Dağ & Komando Tugayında askerlik yapan bana ne kattı askerlik, sadece sabır. Onun dışındaki donanımlara sahibim çünkü çok şükür :)
Şimdilerde anlıyorum ki sabır çok önemli bir erdemmiş. Hayatıma dair çok önemli olan bu konuda sabrın mükafatını gördüğümü inkar etmemeliyim. Ben bi dönem artık tamamen kolları düşmüş, dizleri tutmaz bi halde vazgeçmek arefesindeyken bişeylerin, pat diye oluverdi en istediklerim...
14 Şubat'ta hem de :) 04.08.2005 te başlayan bu gönül macerası, bu kalp yangını 14.02.2009' da resmiyete döküldü sonunda. Şimdilerde nişan yüzüğüm süslemekte sağ yüzük parmağımı. Çok çektik be zor oldu, çok zor oldu. Ondan bu kadar özeldi ya zaten. Ne kadar emek sarfedilirse, o kadar güzel o kadar özel oluyor konu ne olursa olsun.
Sabır; çok önemli, hatta en önemli... Askerden gelmeme son 2 ay kala bunalımın zirvesine çıkmıştım yine. Dönünce ne yaparım, nerden ekmek kazanırım, evlenecek kadar kazanamazsam eğer -ki benim değerlerim yüksek oldukça- kızın da hiç günahına giremem falan diye düşünürdüm. Geldim 2 ay geçmeden 657 oldum bir anda :) Ulan ben de baya hayat öykümü yazıyorum,.. neyse uzun lafın kısası, çok fevri davranmadan, biraz daha rahat davranmalı ve de "sabır"lı olmalıyız her zaman. Ben çok defa tecrübeyle test ettim and onayladım. Konu ne olursa olsun "Sabrınızı zorlayın..!"
Güneşi görmezim her yanım gece, Baharım gelmedi, düşmedi cemre, Feleğim acıydı hep gülmedi ömre, Sabır et dedim hep, kendime sabır...
İsyana yakındım gelmedi dile, Ateşim yandı hep dönmedi köze, Umudum kırıldı, bakmadım güne, Sabır et dedim hep, kendime sabır...
Dönmeye başladı bu acı devran, Karanlık günlere doğmuştu seyran, Matemim kalkmıştı olmuştu bayram, Sabrın sonu selametti, gelmişti Hak'tan..!
belki de blog yazarken yapıp yapacağım tek alıntı bu olacak. ama bu nasıl güzel bir şiirdir, bu nasıl bir anlatımdır. nasıl sade ve nasıl özeldir. ne mutlu Mevlana'ya sahibiz..
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
Yangınlarındayım alev alev, hiç istemedim sönmeyi. yandıkça yanıyor, yandıkça seviyor, yandıkça içiyorum seni içime... En derinime sakladım seni, orada ol, orada kal, orada ver bana hayatımı; avuçlarından..! Damla damla akıyorum içine,..
Kara kara sevdalardan gelmişim ben; öyle zannetmişim. Yeni yeni anlıyorum, ben aslında hiç sevmemişim ki..! Ben seni sevmişim, yüreğinde bulmuşum yüreğimin yarısını. Ellerinden bağlanmışım hayata, suyum olmuş, aşım olmuş, Aşkım olmuş; dönüm bakmışım ki arkama koca bir dağ olmuşsun bana koca koca sevdalardan... Şimdilerde sevDAĞı'nın gölgesinde dinliyorum gönlümün aşk mırıldanışlarını.
Söz müzik bana ait nefesler almışım; düzenleme hep sana ait... Ben yazıp ben yönetmişim içimdeki destanı; yaktığım şehirlerin günahları hep sana ait; geri kalan herşeyin bana..!
Dün benimleydin, bugün benimlesin, yarınlarımın güneşi de gene sensin benim. Yoluna yüz sürmüşüm, "helal" demişim ben sana artık,. İyi ki varsın, sonrasında da hep olasın melek yüzlüm...
çok kolay bişey değil aslında, ben istiyorum da adamlık yürekle oluyor.
herkes çok yürekli olamıyor malesef,.. şöyle bakıyorum ara ara da nerdeyiz, napıyoruz, kim ulan bu insanlar. kendimi bilirim, herbişeyimin farkındayım. ama farkındalıklarım canımı sıkabiliyor bazen, bazen yalnız hissediyorum kendimi. aynı havayı teneffüs ettiğim "adam"lara bakıyorum, izliyorum onları,.. e ben fazlayım hakkaten be bilader.
kendine geberen bi adam değilim ama elde de belli veriler var. hayata ben mi çok farklı bakıyorum, ulan hayat sen mi çok uzaksın yoksa bana.. yakalayamıyor, bir türlü ortak paydalarda buluşamıyoruz farkında mısın..? Allahtan dilimden anlayan bikaç adam la bir de "melek" var da çok sıkılmıyorum bu yüzden.
ne bileyim ya hayat, az kalıyorsun; yetmiyorsun sen bana..!
ne kadar da ince ölümle yaşam arasındaki o malum ince çizgi...
saat 01:15 falan, kardeşim aradı; - abi arabanın anahtarını atsana aşağı, ben arkadaşıma gideceğim. verdim, gitti... aradan bi yarım saat falan geçti; nedense uyumamışım ben de,.. abi ben kaza yaptım, araba takla attı, bende bişey yok, hemen gelin...
nasıl yani ya,.. inanamadım, babayı kaldırdım anne de kalktı zavallı. gittik babayla, araba ters dönmüş yolun kenarında, korkuyla yöneldik, çok şükür; burunda kan dahi yok...
ya olsaydı, yola yağ dökülmüş, 3 saniyede olup bitmiş herşey,.. ya canına bişey olsaydı, hesabı kim verecek..? KİMSE..!
günün, yaşamın, alınan nefeslerin değerinin bilinmesi; "carpe diem" felsefesinin hayatınızdan hiç eksilmemesi dileklerimle,... sağlıklı kalın..!
nereden geldiğini biliyor musun ey insanoğlu.. neden bu kadar "uç"lardasın, neden söyleniyorsun ki "ben ne oldum böyle ya" diye. bi bak bakalım, hakkaten ne oldun böyle sen...
çoksun değil mi, fazlasın sen.. sana tokatı ağır olur hayat dediğin "eğlence"nin.. dikkat et, bence hürmet et; sana seni unutturan bu kudrete. ama bence kendine gel, şöyle bi dön bak neredesin ey "fazla" adam...
tokatı yemeden,.. üzülmeden,.. tamiri gecikmeden, açılan yaranı sar sarmala, yoksa bu kan kaybı çabuk alır seni bu eğlenceli hengameden,.. aç gözlerini..!
uzaklarda almışız hep nefesleri, hayallerimiz yalnız, ağlamamız yalnız, gülüşler yalnız, sensiz; kimsesiz kalmış gözyaşlarım. binbir tane mesele, dağ olmuş üstüme kalkmış, gölgesi dahi üşütür, dondurur adamı. ben bu dağı deviririm, ben bu kervanı alır götürüm diğer ucuna. ama ben yoruldum, ama ben sıkıldım, sallanıyor rüzgarında her bir tarafım, donuyor göz yaşlarım yere düşmeden daha...
sabır diyorum, sabrın sonu diyorum, inanmıyorum kendime başa dönüyorum... yoruldum melek yüzlüm artık kalmadı mecalim. ya bi rüzgar alıp çarpmalı beni sana ya da artık gömmeli bişeyleri toprağın altına. huzursuzum, huysuzum, yorulmuş yüreğim çırpınıyor beni hayatta tutsun diye. heyecanımı kaybetmişim, yaşamıyorum sanki,..
murat levent dikbıyık... bana; arkadaşlığı, paylaşmayı, gülmeyi, yaşamdan korkmamayı, "dolu" nefesler almayı sen öğretmedin mi daha çok küçüklü yaşlarda,.. şimdi nasıl oluyor da bırakıp gidebiliyorsun bizi. hani bu yaz izmir'e gelecektin, beraber tatil yapacak, doyasıya eğlenecek, gülecek, paylaşacak, hatırlayacak ve belki de doyasıya ağlayacaktık eski günleri anarken. sonra bir sonraki sene için sözleşip ayrılacaktık...
ama böyle değildi,.. ayrılırken sormadın bile, küstüm sana be dostum,.. ne acıdır ki bu facebook zıkkımı sayesinde öğrenebildim dalından düştüğünü. ailen perişan, arkadaşların perişan, inan yerle yeksan olmuş herbir tanışın... canım benim, hayat adamı, komik herif, geleceğin büyük yönetmeni, unutulmazım, yıllar sonra tekrar yakalamışken "bizi" nereye gittin be canım kardeşim... ya ben şimdi sana nasıl "bizim rahmetli" derim, sen nasıl yaşatırsın bunu bize, aklım fikrim zikrim hayalim almıyor...
ağlıyorum, ıslansın toprağın sen hep canlı kal, sakın "ölme" olur mu canım kardeşim...
Seni çok seviyorum,.. inanamıyor; fakat katlanmaya çalışıyorum yokluğuna..!